Yaşlı komşuma baktım
Yaşlı komşuma baktım
“Henüz bilmiyoruz. Ama ortada gizlenen bir şey olduğu kesin.”
O gece uyuyamadım. Suna Hanım’ın lavanta kokulu evini düşündüm. Fotoğrafları, çekmecedeki eski dantelleri… O narin kadının bir cinayetle bağlantısı olabileceğini kabullenmek zordu.
Ertesi sabah içimde garip bir dürtüyle onun evine gittim. Polis mühürlemişti ama anahtar hâlâ bende olduğu için içeri girmem yasaktı. Yine de kapının önünde uzun süre durdum. Bahçedeki yaseminler solmaya başlamıştı.
Birkaç gün sonra polis beni tekrar çağırdı. Kemal’ın aslında yurtdışına kaçtığına dair yeni bulgular bulunmuştu. Pasaport kayıtları, sahte kimlikler… Ama en sarsıcı olan şuydu: Kemal, o dönem evli ve iki çocuk babasıymış. Suna Hanım’la gizli bir ilişkisi varmış. Kaybolduğu gün eşine büyük miktarda borç bırakarak ortadan kaybolmuş.
“Paraları Suna Hanım’dan alıp kaçmış olabilir mi?” dedim.
Polis omuz silkti. “Mümkün. Ama neden onun adına hesap açıldı, onu çözemedik.”
Soruşturma aylarca sürdü. Sonunda gerçek yavaş yavaş ortaya çıktı. Kemal, Suna Hanım’ı dolandırmış. Onun birikimlerini alarak kaçmış. Ancak yurtdışında kurduğu yeni hayat uzun sürmemiş; yasa dışı işlere karışmış ve bir çatışmada ölmüş. Ölümü kayıtlara farklı bir isimle geçmiş.
Suna Hanım gerçeği yıllar sonra öğrenmiş. Kemal’in öldüğünü, başka bir isimle gömüldüğünü. Onun adına açılan hesap ise aslında Suna Hanım’ın yaptığı bir şeymiş: Kendisini dolandıran adamın borçlarını, geride bıraktığı ailesine gizlice ödemiş.
Polis bunu Kemal’in eski eşinin ifadesiyle doğruladı. Kadın, yıllarca kimliği belirsiz birinden düzenli para aldığını söylemiş. Çocuklarını o parayla okutmuş.
Gerçek ortaya çıktığında içimde bir düğüm çözüldü. Suna Hanım bir suçlu değilmiş. Aksine, kendisini yıkan adamın ailesini ayakta tutan gizli bir iyilik meleğiymiş.
Son kez evine girmeme izin verdiler. Sandığın içindeki mektupları okudum. Son yazdığı notta şu cümle vardı:
“İnsan sevdiği kişinin kötülüğüyle yüzleşince ya kin tutar ya da yükünü taşır. Ben yükünü taşımayı seçtim.”
O an dizlerimin titremesinin sebebini anladım. Ölümünden sonra bile, onun sırrı bir insanın hayatını değiştirecek güçteydi. Benimkini değiştirmişti.
Suna Hanım’ın evini boşaltırken lavanta kokusu hâlâ duvarlardaydı. Bahçedeki yaseminleri budadım. Kapıyı son kez kilitlerken gökyüzü açıktı.
Artık yalnız yaşıyorum. Ama yalnız hissetmiyorum. Çünkü dört yıl boyunca yanında olduğum kadının gerçekte kim olduğunu biliyorum: Sessizce kefaret ödeyen, kırık bir kalple bile iyilik yapmayı seçen bir kadındu.
Polis kapımı çaldığında dizlerim korkudan titremişti. Şimdi düşündüğümde, o titreme belki de bir gerçeğin ağırlığındandı. Bazen en büyük sırlar suç değil, sessiz fedakârlıklardır. Ve bazı insanlar, öldükten sonra bile insanın içindeki iyiliğe inanmasını sağlar.
