Sokakta Bulduğum Engelli İkizleri Evlat Edindim
Sokakta Bulduğum Engelli İkizleri Evlat Edindim
41 yaşındayım ve on iki yıl önce hayatım sonsuza dek değişti. Her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde çöp toplama işimde çalışıyordum. Eşim Kemal yeni bir ameliyat geçirmişti, bu yüzden onun kahvaltısını hazırlayıp pansumanını yaptıktan sonra buz gibi havada yollara düşmüştüm. Ancak o sabah, kaldırımın tam ortasında sahipsiz bir bebek arabası gördüm. İçinde, soğuktan nefesleri minik buhar bulutlarına dönüşmüş, battaniyelere sımsıkı sarılı, yaklaşık altı aylık iki kız bebek vardı. Hangi vicdansız böyle minicik bebekleri ölüme terk edebilirdi ki?
Hemen yetkilileri aradım. O akşam eve döndüğümde Kemal sesi titreyerek, "Onlar daha bebek. Ya kimse onları istemezse? Neden onlara biz yuvamızı açmıyoruz?" dedi.
Onları yanımıza aldıktan birkaç hafta sonra, her iki kızımızın da işitme engelli olduğunu öğrendik. Çoğu aile böyle bir durumda belki de geri adım atardı. Gözyaşları içinde, "Umrumda bile değil! Onlar çok güzeller ve sevilmeyi hak ediyorlar," dedim.
Sürecimiz hiç kolay olmadı. İşaret dili öğrendim, evimizi onlara göre baştan düzenledim ve onlara yetebilmek için ek mesailere kaldım. İsimlerini Elif ve Zeynep koyduğumuz kızlarımız, o sessiz ama neşe dolu dünyalarıyla evimizin her köşesini cennete çevirdiler. Zaman su gibi akıp geçti; zeki, meraklı ve hayal gücü geniş çocuklara dönüştüler.
Ta ki on iki yıl sonra telefonum çalana kadar...
Hattın ucundaki yabancı ses, "Ayşe Hanım ile mi görüşüyorum? Sizi Elif ve Zeynep hakkında arıyorum," dedi. İkiz kızlarımın ailemiz için arkamızdan ne işler çevirdiğini, bizim için ne yaptıklarını duyduğumda şoktan telefonu elimden düşürecektim.
Nefesim kesilmiş bir halde sadece şunu fısıldayabildim:
"CİDDİ MİSİNİZ? BUNU BENİM KIZLARIM MI YAPTI? GERÇEKTEN ONLAR MI?!"
"CİDDİ MİSİNİZ? BUNU BENİM KIZLARIM MI YAPTI? GERÇEKTEN ONLAR MI?!"
Hattın ucundaki ses, şaşkınlık ve heyecanla karışık o çığlığımı duyunca nazikçe kıkırdadı. "Evet Ayşe Hanım, tamamen ciddiyim. Şu an Ulusal Bilim ve Teknoloji Vakfı'nın merkezinden arıyorum sizi. Lütfen eşinizi de alıp hemen buraya, tören salonuna gelebilir misiniz? İnanın bana, ikinizin de burada olması gerekiyor."
Telefonu kapattığımda ellerim zangır zangır titriyordu. Çöp kamyonunun şoför koltuğunda oturuyordum, mesaimin bitmesine daha saatler vardı ve hava buz gibiydi. Titreyen ellerimle direksiyona tutundum. Aklımdan binbir türlü düşünce geçiyordu. Elif ve Zeynep on iki yaşındaydı. İkisi de sağır olmalarına rağmen okullarında hep çok zeki, çok yetenekli çocuklardı ama yetkililerin beni aramasını gerektirecek kadar büyük ne yapmış olabilirlerdi?
Hemen şefimden izin aldım. Kamyonu garaja bırakıp hurda sayılabilecek eski arabamla Kemal'i evden almaya gittim. Kemal, geçirdiği o zorlu omurilik ameliyatından beri eskisi gibi yürüyemiyordu, günleri ağrılar içinde geçiyordu. Ona sadece "Kızlar için okula gitmemiz lazım," diyebildim. Yüzündeki o endişeyi görebiliyordum; "Acaba başlarını belaya mı soktular?" diye düşünüyordu. Onları evlat edindiğimiz ilk yıllarda da çevredekiler hep "Yapamazsınız, engelli çocuklara bakmak sizi mahveder" demişti. Biz ise kulaklarımızı tıkayıp onlara hayatımızı adamıştık. Gece vardiyalarında sokakları süpürürken parmaklarımın soğuktan nasıl sızladığını, faturaları ödeyebilmek için kaç gece kocamla bir kase çorbayı paylaştığımızı sadece biz bilirdik.
Vakfın devasa cam binasından içeri adım attığımızda gördüğümüz manzara karşısında ikimiz de donakalmıştık. Büyük bir konferans salonu tıklım tıklımdı. Kameralar, ulusal kanalların muhabirleri, bakanlık yetkilileri, kravatlı ve ciddi yüzlü adamlar... Ve o ihtişamlı sahnenin tam ortasında, üzerlerinde tertemiz okul formaları, ellerinde devasa bir plaket ve boyunlarında altın rengi madalyalarla benim iki küçük meleğim duruyordu.
Bizi gören salon müdürü hemen mikrofona doğru eğildi. "İşte... Projenin asıl ilham kaynağı, bu iki dahi kızımızın gizli kahramanları da aramızda! Ayşe Hanım ve Kemal Bey!"
Bir anda salonda kopan alkış tufanı öylesine büyüktü ki, bacaklarımın titremesinden yürüyemez hale geldim. Kemal'in koluna sıkıca girdim, gözyaşlarımız şimdiden yanaklarımızdan süzülmeye başlamıştı. Sahneye nasıl çıktığımızı, Elif ve Zeynep'in koşarak boynumuza nasıl sarıldığını hayal meyal hatırlıyorum. İkisi de sessiz dünyalarında hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı ama bu gözyaşları daha önce döktükleri hiçbir gözyaşına benzemiyordu......
