Oğlumun bacağı kırıldıktan sonra

Oğlumun bacağı kırıldıktan sonra



39 yaşındaydım. Uzun süren ilişkilerim olmuştu ama hiçbiri “işte bu” dedirtmemişti. Aşka karşı mesafeliydim; güvenmek, teslim olmak bana göre değildi artık. Tam da böyle bir dönemde, babamın eski dostu Serdar yıllar sonra kapımızı çaldı. 48 yaşındaydı. Babamla aynı masada oturup çay içen, çocukluğumdan silik hatıraları olan bir isim… Ama o gün göz göze geldiğimizde, tuhaf bir tanıdıklık hissettim. Sanki yıllardır konuşuyormuşuz gibi rahat, sanki kalbimdeki şüpheyi sessizce yatıştıran bir sıcaklık vardı. Serdar ağırbaşlı, sabırlı ve ölçülüydü. Beni dinlerdi. Uzun uzun konuşur, hayatı, kaygıları, hayal kırıklıklarını masaya yatırırdık. Babam onun dürüstlüğünü överdi; “Sözünün eri adamdır” derdi. Bu cümle, içimdeki tereddütleri törpüledi. Aylar içinde aramızdaki bağ güçlendi. Evlilik teklif ettiğinde şaşırmadım; korktum ama geri adım atmadım. “Belki de doğru zaman budur” dedim. Nikâhımız sade oldu. Gürültü patırtı yoktu; ben, o ve iki imza. O akşam yeni evimize girdiğimizde kalbim hızlı atıyordu. Evliliğin ilk gecesi… Yıllarca duyduğum klişeler, fısıltılar, beklentiler zihnimde dolaşıyordu. Serdar kapıyı kapattı, anahtarı masaya bıraktı. Yüzünde tanıdık o sakin ifade vardı. Ama sonra… Davranışları beklediğim gibi olmadı. Bir an durdu, derin bir nefes aldı ve bana dönüp, “Konuşmamız gereken bir şey var” dedi. O cümle, içimde bir düğüm attı. İlk gecede “konuşmamız gereken şey” ne olabilirdi? Oturduk. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Gözleri kaçmıyordu ama alıştığım güven tonunun altında başka bir ciddiyet vardı. “Ben kontrolü severim,” dedi. “Düzeni, kuralları, netliği…” Sözleri sert değildi ama belirgindi. “Hayatımda belirsizlik istemem. Evde her şey planlı olacak. Harcamalar, ziyaretler, hatta günün akışı…” Şaşırdım. Bu kadar ayrıntılı bir “çerçeve” beklemiyordum. “Yani?” dedim. “Yani,” dedi, “biz bir takımız. Ama takımın kuralları olur. Benim için sadakat kadar disiplin de önemli.” O an anladım ki şokum, korkudan değil; hayalimde kurduğum romantik tabloyla karşımdaki gerçekliğin çarpışmasındandı. İlk gece çiçekler, sürprizler, duygusal anlar beklerken; bir sözleşme ciddiyetiyle karşılaşmıştım. Fakat konuşma ilerledikçe başka bir şey daha fark ettim: Serdar tehdit etmiyor, sınır çiziyordu. Kendi hayat tarzını saklamamıştı. “Bunu baştan bilmeni istedim,” dedi. “Sonra kırılmayalım.” İçimde iki ses vardı. Biri, “Bu fazla katı,” diyordu. Diğeri ise, “En azından dürüst,” diye fısıldıyordu. Çünkü geçmişimdeki hayal kırıklıkları genellikle söylenmeyenlerden doğmuştu. O gece uzun uzun konuştuk. Ben de sınırlarımı söyledim. “Ben eşim olurum, astın değil,” dedim. Gülümsedi. “Zaten eş istedim,” diye karşılık verdi. Şokum yerini temkinli bir farkındalığa bıraktı. Evlilik sadece romantik bir başlangıç değil, iki karakterin açık müzakeresiydi. İlk gecemiz, filmlerdeki gibi değildi; ama belki de daha gerçekti. Şimdi dönüp baktığımda, asıl mesele Serdar’ın davranışları değilmiş. Asıl mesele, benim neye razı olduğum ve neyi kabul etmediğimmiş. Çünkü aşk bazen kalbi hızlandırır; ama evlilik, aklı da masaya davet eder. Ve o gece, ikisi de aynı odadaydı.