Kayınpederim kocam vefat edince

Kayınpederim kocam vefat edince



Derin bir nefes aldım. Sakinliğim onu şaşırtmıştı. "Tapu senin üstüne olabilir Selim Bey," dedim sesimi yükselterek. "Ama bu evin altındaki toprak, Murat’ın annesinin, yani senin o terk ettiğin kadının vasiyetiyle çocuklarıma ait. Üstelik senin 'ortak' dediğin Rıza Bey ile çevirdiğin o hayali ihracat işleri..." Masaya Murat’ın hazırladığı dosyayı ve ses kayıt cihazını bıraktım. Selim Bey’in beti benzi attı. Rıza yerinde huzursuzca kıpırdandı. "Sen ne saçmalıyorsun?" diye kekeledi Selim Bey. "Saçmalamıyorum," dedim, her kelimenin üzerine basa basa. "Bu dosyanın bir kopyası şu an savcılıkta bekliyor. Eğer bu evden tek bir taş eksilirse, eğer çocuklarımın geleceğine el uzatırsan, o çok sevdiğin itibarınla birlikte parmaklıklar ardında yaşlanırsın. Ayrıca..." Durdum ve cebimden asıl bombayı çıkardım. "Murat, ölmeden önce bu evi bana devretmişti Selim Bey. Senin elindeki o tapu, üç yıl önce mahkeme kararıyla iptal edilen eski bir evraktan ibaret. Sen bizi kandırdığını sanırken, Murat senin sahtekârlığını tescil ettirmişti." Selim Bey hırsla yerinden fırladı, dosyaya uzanmaya çalıştı ama o sırada kapı çalındı. İçeriye Murat’ın en yakın arkadaşı olan Avukat Kerem ve iki polis memuru girdi. Selim Bey’in yüzü bir kâğıt gibi bembeyaz oldu. "Selim Bey," dedi Kerem sert bir sesle. "Şirket kayıtlarındaki usulsüzlükler ve sahte evrak düzenlemekten hakkınızda soruşturma başlatıldı. Buyurun, merkeze kadar gidelim." Selim Bey ve Rıza, geldikleri gibi kibirle değil, omuzları çökmüş, utanç içinde evden çıkarıldılar. Mahalleli olan biteni sessizce izlerken, Selim Bey’in "Bu ev benim!" çığlıkları gecenin karanlığında sönüp gitti. Evin kapısını kapattığımda çocuklarımın yanına koştum. Elif ve Ahmet’e sarıldım. Murat’ın fotoğrafına bakıp fısıldadım: "Başardık sevgilim. Çocuklarımızı korudum." O gece anladım ki, kötülük ne kadar büyük olursa olsun, doğru bir plan ve sarsılmaz bir anne yüreği karşısında her zaman diz çökmeye mahkûmdur.

Kayınpederim beni sokağa atmaya çalışırken, aslında kendi kazdığı kuyuya düşmüştü. O ev artık sadece bir taş yığını değil, adaletin ve bir annenin zaferinin kalesiydi. Yetimlerimin hakkını kimseye yedirmemiş, onlara sadece bir yuva değil, onurlu bir gelecek bırakmıştım. Gelecek günler zordu belki ama artık korkmuyordum. Çünkü biliyordum ki; haksızlık karşısında eğilmeyenler, eninde sonunda güneşin doğuşunu izleyenler olurdu.