İKİ GENÇ KIZ OLARAK KÖYÜN AĞASINA KUMA OLARAK GİTTİK
İKİ GENÇ KIZ OLARAK KÖYÜN AĞASINA KUMA OLARAK GİTTİK
Nisan elimi tuttu.“Kaçabilir miyiz?” diye fısıldadı.Dışarı baktım.Kapıda iki adam vardı. Duvarlar yüksekti. Üstelik nereye kaçacağımızı da bilmiyorduk.“Şimdilik hayır,” dedim.Bizi konağın büyük salonuna götürdüler.Rüstem Ağa’yı ilk kez orada gördüm.Beklediğimden gençti. Kırklı yaşlarının başındaydı. Sert yüzlü, geniş omuzlu, sakin bakışlı bir adamdı. Salonun ortasında ayakta duruyor, bizi dikkatlice süzüyordu.Yanında ise ellili yaşlarında, başı örtülü, ciddi yüzlü bir kadın vardı.Saniye Hanım.Onun yüzüne bakmaya utanıyordum.Kendi kendime, “Bu kadının evine kuma olarak geldim,” diye düşünüyordum.Rüstem Ağa birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.Sonra bize doğru yürüdü.“İkiniz de başınızı kaldırın.”Korkarak baktık.
“Burada kalacaksanız sizden ilk istediğim bir şey var.”Nisan’ın eli titremeye başladı.
Ben nefesimi tuttum.
Rüstem Ağa arkasındaki masayı gösterdi.Masada iki kalın zarf duruyordu.“Bu zarfları açacaksınız,” dedi.Şaşkınlıkla birbirimize baktık.Ben zarfımı açtım.İçinden birkaç belge ve yüklü miktarda para çıktı.Nisan’ın zarfında da aynısı vardı.Rüstem Ağa sandalyesine oturdu.“Seher, bu para babanın bütün borcunu kapatmaya yeter. Nisan, seninki de kardeşinin ameliyatını ve sonrasındaki masrafları karşılar.”Boğazım düğümlendi.“Karşılığında ne istiyorsunuz?” dedim.Rüstem Ağa’nın cevabı, o gece duyacağımız en şaşırtıcı şeydi.“Evinize dönmenizi.”
Nisan bana döndü.Ben ise onun yanlış söylediğini düşündüm.“Anlamadım.”“Gayet açık söyledim,” dedi. “İkiniz de paranızı alıp ailelerinize döneceksiniz.”Saniye Hanım ilk kez konuştu.“Fakat önce ailelerinize bir soru soracaksınız.”
Rüstem Ağa önümüzdeki belgelerden ikisini aldı.Bunların babalarımızın imzaladığı sözleşmeler olduğunu söyledi.Belgelerde bizim evlenmeyi kendi isteğimizle kabul ettiğimiz yazıyordu.Oysa ikimiz de böyle bir kâğıt görmemiştik.İmzalarımız taklit edilmişti.Dizlerimin bağı çözüldü.
“Babam bunu yaptı mı?”Rüstem Ağa başını salladı.
“Sadece baban değil. Nisan’ın amcası da.”Nisan ağlamaya başladı.Rüstem Ağa ayağa kalktı.“Size neden burada olduğunuzu anlatayım.”Aylar önce çevre köylerde bazı ailelerin borç karşılığında genç kızlarını yaşlı ve zengin adamlara vermeye çalıştıklarını duymuş. İlk başta bunun dedikodu olduğunu düşünmüş.
Sonra kendi adının da kullanılmaya başladığını öğrenmiş.Bazı aracılar ailelere gidip, “Rüstem Ağa genç eş arıyor,” diyormuş.Ailelerden para alıyor, kızları konağa getirmek için sahte anlaşmalar düzenliyormuş.
Rüstem Ağa ise gerçekte hiçbirimizden haberdar değilmiş.“Size para teklif eden adamlar benim çalışanlarım değildi,” dedi.
“Peki bizi buraya kim getirdi?” diye sordum.
Rüstem Ağa yüzünü sertleştirdi.
“Onları yakalayabilmek için oyunu sürdürdük.”
O anda konağın dışında araç sesleri duyuldu.
Ardından bağrışmalar başladı.
Pencereden baktığımızda bizi getiren adamlardan ikisinin jandarma tarafından götürüldüğünü gördük.Nisan şaşkınlıkla ağzını kapattı.Benim aklımda ise tek bir soru vardı.
“Ailelerimiz?”Rüstem Ağa cevap vermedi.Saniye Hanım yanıma geldi.“Bazı gerçekleri kendiniz görmeniz gerekiyor.”
Ertesi sabah köye döndük.
Rüstem Ağa’nın şoförü bizi evlerimize bırakmadı. Önce köy kahvesinin önünde indirdi.
Çünkü içeride babam, Nisan’ın amcası ve birkaç adam konuşuyordu.
Biz arka taraftaki açık pencereden onları duyabiliyorduk.
Babamın sesi geldi.
“Rüstem Ağa vazgeçerse başka birini buluruz. Seher genç kız. Borcu kapatacak biri mutlaka çıkar.”O an içimde bir şey kırıldı.Ben yıllardır babamın beni çaresizlikten gönderdiğini düşünmüştüm.Meğer onun gözünde borç kapatacak bir şeyden ibaretmişim.
Nisan da yanımda sessizce ağlıyordu.
Onun amcası ise kardeşinin hastalığını kullanarak alınacak paranın bir kısmını kendine ayırmayı planlıyordu.
İçeri girdik.
Bizi görünce herkes sustu.Babam ayağa kalktı.“Seher?”
Elimdeki zarfı masaya bıraktım.“Borç paran burada.”Yüzü aydınlandı.Ama ardından ikinci belgeyi önüne koydum.“Bu da sahte imzamın bulunduğu kâğıt.”Babamın yüzü bembeyaz oldu.“Ben açıklayabilirim.”“Hayır baba. Sen açıklamayacaksın. Ben konuşacağım.”Hayatımda ilk kez onun karşısında sesim titremedi.“Ben senin borcun değilim. Satacağın tarlan değilim. Ödemesini ertelediğin senet hiç değilim.”Kahvedeki herkes bize bakıyordu.Babam başını önüne eğdi.Nisan da amcasına döndü.“Kardeşimin ameliyatı yapılacak. Ama bundan sonra onun parasına da benim hayatıma da sen karar vermeyeceksin.”O gün köyde büyük bir soruşturma başladı.Aracıların yıllardır başka aileleri de kandırdığı ortaya çıktı.Rüstem Ağa tüm belgeleri jandarmaya teslim etti.Ailelerimize verilen paranın ise bize borç olmadığını söyledi.Ben kabul etmek istemedim.Fakat Saniye Hanım bana tek bir cümle söyledi:“Bazen bir insanı kurtarmak, ona para vermek değildir. Önüne yeniden seçim yapabileceği bir yol koymaktır.”Nisan kardeşinin tedavisiyle ilgilenmek için şehre taşındı. Bir süre sonra orada işe başladı.
Ben ise yarım bıraktığım okuluma döndüm.İki yıl sonra öğretmenlik bölümünü kazandım.Rüstem Ağa’yı bir daha yalnızca bir kez gördüm.Köye yeni açılan kız öğrenci yurdunun açılışında.Binanın girişinde küçük bir tabela vardı:“Hiçbir genç kız, ailesinin borcunu ödemek için geleceğinden vazgeçmek zorunda kalmasın.”
Kalabalığın arasında Nisan’ı gördüm.Yanında artık sağlığına kavuşmuş küçük kardeşi vardı.Birbirimize sarıldık.Yıllar önce aynı konağa korkuyla götürülen iki yabancıydık.Şimdi ise kendi hayatlarımızı kendi ellerimizle kurmuş iki genç kadındık.O gün anladım ki bizi Rüstem Ağa’nın konağına götüren araba aslında hayatımızın sonuna değil, başlangıcına gidiyormuş.Çünkü bazen insanın kaderini değiştiren şey, önüne çıkan güçlü biri değildir.Kendisine ilk kez söylediği şu cümledir:
“Benim hayatım hakkında son sözü ben söylerim.”
