Hasta amcasını ziyaret ettiğini söylüyordu

hasta amcasını ziyaret ettiğini söylüyordu



İçeri girerken yüzünde alıştığım o ciddi ifade vardı. Yanında kimse yoktu.



Sonraki kaydı açtım. Bu kez içeriden bir görüntü vardı; muhtemelen kamerayı kapatmayı unutmuştu. Büyük bir salon… Plastik sandalyeler… Ortada eski bir soba… Ve sandalyelerde oturan yirmi kadar çocuk.



Çocuklar sekiz ila on dört yaşlarındaydı. Üzerleri eski ama temiz kıyafetlerle doluydu. Bazıları sessizce birbirine sokulmuş, bazıları heyecanla konuşuyordu.



Eşim ortada durdu ve alkış aldı.



Bir an beynim durdu.



Sonraki görüntülerde eşimin mutfak bölümünde yemek dağıttığını gördüm. Kocaman tencerelerden çorba dolduruyor, çocukların başını okşuyor, biriyle diz çöküp ödevine yardım ediyordu.



Başka bir kayıtta bir çocuk ona sarılıp “Baba” diye seslendi.



Gözlerim doldu.



Görüntüler ilerledikçe gerçeği parça parça anladım. Burası maddi durumu yetersiz ailelerin çocukları için kurulmuş küçük bir dayanışma merkeziydi. Devlet desteği yok denecek kadar azdı. Eşim burada gönüllü çalışıyordu.



Son kayıtta bir konuşma vardı. Çocuklardan biri, “Abi, yazın gezi yapabilecek miyiz?” diye soruyordu.



Eşim gülümseyerek, “Söz verdim ya. Bu yaz sizi denizi görmeye götüreceğim,” dedi.



O an boğazım düğümlendi. Eşim son aylarda daha fazla çalışıyor, bazı akşamlar yorgun dönüyordu. Ben bunu sıradan iş stresi sanmıştım.



Ertesi sabah hiçbir şey söylemedim. Ama bir hafta boyunca onu izledim. Harcamaları kontrol ettim. Maaşından düzenli olarak ciddi bir miktarın çekildiğini fark ettim. Bunu bana hiç söylememişti.



Cumartesi geldiğinde yine saat dokuzda çıktı. Bu kez arkasından arabayla ben de çıktım.



Onu aynı sanayi bölgesine kadar takip ettim. Arabamı biraz uzağa park edip yürüdüm. Binanın kapısından içeri bakarken çocukların kahkahalarını duydum.



Kapıyı araladım.



Eşim beni görünce donakaldı.



Yüzündeki ifadeyi asla unutamam. Korku, şaşkınlık ve suçluluk aynı anda belirdi. “Ben… açıklayabilirim,” dedi.



Gözlerim dolu dolu içeri baktım. Çocuklardan biri koşup ona sarıldı. “Abi, bugün hikâye okuyacaktın!”



Derin bir nefes aldım. “Amcanı aradım,” dedim sakin bir sesle.



Başını öne eğdi. “Sana sürpriz yapmak istemiştim. Emekli ikramiyemi ve birikimlerimizin bir kısmını buraya harcadım. Senin karşı çıkacağını düşündüm. Çünkü evimizi yenilemeyi konuşuyorduk. Ama ben… başka türlü yapamadım.”



Salondaki duvarda bir afiş asılıydı: “Umut Evi Çocuk Dayanışma Merkezi.”



O an içimdeki bütün şüphe eridi. Yerini utanç ve gurur karışımı bir duygu aldı. Onu ihanetle suçlamaya hazırdım. O ise başkalarının çocuklarına umut olmaya çalışıyordu.



Yavaşça yanına yürüdüm.



“Beni neden dahil etmedin?” dedim.



Şaşkınlıkla yüzüme baktı.



“Bu sadece senin değil, bizim iyiliğimiz olmalıydı.”



Gözleri doldu. “Kızar diye korktum.”



Elini tuttum. “Yirmi beş yıldır seni tanıyorum. Böyle bir şeye nasıl kızarım?”



O gün ilk kez o salonda birlikte yemek dağıttık. Çocuklarla oyun oynadık. Eve dönerken aramızda uzun zamandır hissetmediğim bir huzur vardı.



Bazen en büyük korkularımız, en güzel gerçeğin kapısını aralar. O gece araç kamerasında bir ihanet değil, evliliğimin aslında ne kadar sağlam temeller üzerine kurulu olduğunu gördüm.



Ve anladım ki güven, sorgusuz sualsiz inanmak değil; gerçeği öğrenmeye cesaret edip sevgiyle kalabilmektir.