Fatih Ürek'in hikayesi ve vasiyeti

Fatih Ürek'in hikayesi ve vasiyeti



Gece hayatı ve eğlence denildiğinde Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri Fatih Ürek’tir. Sahnedeki enerjisi, güçlü sesi ve kendine özgü tarzıyla uzun yıllar İstanbul ve Bodrum başta olmak üzere Türkiye’nin en prestijli sahnelerinde yer almıştır.

Fatih Ürek, 3 Nisan 1966 tarihinde Erzurum’da dünyaya geldi. Ailesi daha sonra Bursa’ya taşındı. Çocukluk ve gençlik yılları, ailesinin yaşadığı ekonomik zorluklar nedeniyle kolay geçmedi. Bu dönemde erken yaşta çalışmaya başlayarak hayatla mücadele etmeyi öğrendi.

Erzurumlu bir ailenin 3 kız çocuğundan sonra dünyaya gelen 1966’lı oğlu Fatih Ürek, babasının erkek evlat mutluluğuyla 40 adet büyükbaş kestirdiği, annesinin rüyasında Fatih Sultan Mehmet’i görüp padişahın ismini koyduğu bir çocuk. Bu sebepten de göbek adı “Sultan Mehmet”.

Fakat ailesi ne yazık ki mutsuz. Kasaplıkla uğraşan baba iflas edince Bursa’da ayrılmak zorunda kalıyor Yürek ailesi. (Gerçek soyadları Yürek) Babanın alkol sorunu da devreye girince bu defa aile içi şiddet günleri başlıyor.

Fatih, bir gün babasının annesini dövdüğü sırada korkudan felç geçiriyor. Acı bir durum var ki Fatih’in felçli hali yine annesi babasının şiddetine maruz kalırken geçiyor. Ürek’in ilkokul sıralarından itibaren de tiyatro aşkı başlıyor.

Babasının beklenmeyen iflası sebebiyle de 6 yaşında hayatın yükleri omuzlarına biniyor ve çalışmaya başlıyor. Mobilya mağazasında, kumaşçıda, kuş satan bir dükkanda, zücaciye dükkanında, kuyumcuda ve son olarak da avukatlık bürosuna kadar pek çok yerde çalışıyor.

Fatih Ürek, her gün Bursa’daki tiyatronun önünde saatlerce afişlere bakıyor ve hayallere dalıyor. Bir gün cesaretini toplayıp içeri giriyor ve içeride tiyatroya kurs açılığı ilanlarıyla karşılaşıyor. Tam da o esnada içerden çıkan bir adam Fatih’in eline form tutuşturuyor ve doldurmasını söylüyor. O isim ise Erkan Can…

 



2007’de mesajlaştığı biri tarafından mesajlarının ve görüntülerinin ortalığa saçılması da yine gündem olmuş konulardan. Ürek’in ilk tepkisi “görüntüler montaj” olsa da, sonradan görüntülerdeki kişinin kendisi olduğunu itiraf etti.



Sanata olan ilgisi küçük yaşlarda ortaya çıktı. Bursa’da yaşadığı yıllarda tiyatroya büyük bir ilgi duydu; Bursa Devlet Tiyatrosu çevresinde bulunarak sahne sanatlarına yakınlaştı. Gençlik yıllarında tiyatro eğitimi aldı ve oyunculukla ilgilendi. Ancak zamanla yalnızca oyunculuğun geçim için yeterli olmayacağını fark ederek müziğe yöneldi.

Profesyonel sahne hayatı Bursa’da başladı. Gazinolarda ve eğlence mekânlarında sahne alarak dikkat çekti. 20’li yaşlarına geldiğinde kariyerini geliştirmek amacıyla İstanbul’a taşındı. İstanbul’da Caddebostan ve Maçka gibi dönemin önemli eğlence mekânlarında sahne aldı ve kısa sürede geniş bir çevre edindi. Bu süreçte sanat ve magazin dünyasından birçok isimle dostluklar kurdu; Mehmet Ali Erbil de bu isimler arasında yer aldı.

1990’lı yıllarda çıkardığı albümlerle müzik dünyasında tanındı. “Yaktı Yaktı”, “Sus”, “Hadi Hadi”, “Hayde” gibi şarkılarla geniş kitlelere ulaştı. Sahne performansı, dansları ve enerjik tarzı Fatih Ürek’i yalnızca bir şarkıcı değil, aynı zamanda güçlü bir sahne sanatçısı haline getirdi.

Televizyon dünyasında da yer aldı; uzun yıllar çeşitli programlarda sunuculuk ve jüri üyeliği yaptı. Özellikle gündüz kuşağı programlarıyla farklı bir izleyici kitlesine ulaştı.

Özel hayatı ve kimliğiyle ilgili sorulara genellikle mesafeli yaklaşmayı tercih etti. Zaman zaman magazin gündeminde yer alsa da, sanat kariyerinin ön planda tutulmasını istedi.

Sağlık sorunları da hayatının önemli kırılma noktalarından biri oldu. 2015 yılında geçirdiği mide ameliyatı sonrası ciddi komplikasyonlar yaşadı ve bu süreçten sonra sağlığına daha fazla dikkat etmeye başladı.

Yıllar içinde “ekmek parası için sahneye çıkan bir sanatçı” olmaktan çok, gece kulüplerinin kendisini sahnesinde görmek istediği bir isim haline geldi. Sahne disiplini, izleyiciyle kurduğu bağ ve profesyonelliğiyle Türkiye eğlence dünyasında kendine özgü bir yer edindi.

Fatih Ürek’in hayatı; zorluklarla başlayan, emekle şekillenen ve sahnede zirveye taşınan bir sanat yolculuğudur.



“HAYATIMDA EN ÇOK İSTEDİĞİM ŞEY”Ünlü sanatçı kendi adına bir vakıf kurulmasını ve okullar yapılmasını istediğini belirtmişti. Ürek, “Aslında bir yerde yazdım, bir yerlerde duruyor galiba ama her sene bir şey değişiyor. Kendi adıma bir vakıf istiyorum. Bir şey olsun, bir hayır olsun. Hayatımda en çok istediğim şey, benim adıma bir okul yaptırmak. Okul olsun istiyorum. Okullarımıza ihtiyacımız var. Ben çocukları görünce ağlıyorum. Yaşım geçti ondan mı acaba…” sözleriyle gönüllere dokunmuştu.”GÖNLÜMÜ ÇOK KIRDILAR”Sohbetin ilerleyen bölümünde Ürek’e, “Sana bir şey olursa mezarıma gelmesini istemeyeceğin insanlar var mı?” sorusu yöneltilmiş, Ürek bu soruya da şu yanıtı vermişti: “Diyebilirim. Camiadan değil, camiayı saymıyorum bile. Gönlümü kıran çok insanlar var. Camiadan değil ama benim gönlümü çok kırdılar. Çünkü ben salaklık derecesinde safım.”