Büyükbabam, 57 yıl boyunca

Büyükbabam, 57 yıl boyunca



Büyükbabam, 57 yıl boyunca her cumartesi büyükanneme çiçek getirirdi.

Ölümünden sonra ise bir yabancı, çiçeklerle birlikte her şeyi değiştirecek bir mektupla kapımıza geldi.Dedem Kemal ile babaannem Emine tam elli yedi yıl evli kaldılar. Aileden birine aşklarının neden bu kadar gerçeküstü göründüğünü sorsanız, büyük sürprizlerden ya da pahalı tatillerden söz etmezdik.Sadece şunu derdik:

“Cumartesi çiçekleri.”Her cumartesi —istisnasız— dedem Emine’ye taze çiçekler getirirdi.

Yabani papatyalar. Gururlu laleler. Sonbaharın sıcak krizantemleri…

Sabah erkenden kalkar, sessizce çiçekleri vazoya yerleştirir, mutfak masasına koyar, sonra kahvesini alıp beklerdi.Babaannem Emine mutfağa girer ve her seferinde şaşırmış gibi yapardı.“Aman Allah’ım… Kemal. Yine mi?” derdi.



Dedem gülümseyerek tek kelimeyle cevap verirdi:“Cumartesi.”Ve bu, her şeyi açıklamaya yeterdi.Bir hafta önce dedemi kaybettik.Cenazeden sonra ev tuhaf bir şekilde sessizdi — sanki hiç gelmeyecek ayak seslerini bekliyordu. Babaannemle birlikte kaldım, elimden geldiğince yardımcı oldum. Boş odalara onunla konuştuğunu izledim; sanki dedem hâlâ oradaymış gibi.Sonra cumartesi geldi.Mutfakta durmuş, boş vazoya bakıyordum ki kapı sertçe çalındı.Kapıda, elinde bir buket çiçek ve bir zarf olan yabancı bir adam duruyordu.“Kemal Bey, ölümünden sonra bunu eşine teslim etmemi istedi,” dedi.

“Bugün. Cumartesi.”Zarfın üzerinde tek bir isim vardı. Dedemin el yazısıyla yazılmıştı:

Emine Babaannem titreyen ellerle mektubu açtı.



“Eğer bunu okuyorsan, bu benim artık hayatta olmadığım anlamına geliyor.

Hayatım boyunca senden bir gerçeği sakladım.

Bunu bilmeyi hak ediyorsun.Lütfen bu adrese git.Lütfen dinle.Ve… lütfen beni affet.”Mektubun altında bir adres vardı.Bir saat uzaklıkta.Babaannem başını kaldırdı, gözleri doluydu.“Elli yedi yıl sonra… Kemal’in bir sırrı mı vardı?” diye fısıldadı.Sonra doğruldu.



“Ceketini al,” dedi bana.“Gidiyoruz.”Gittiğimiz ev küçük ve sessizdi. Kapıyı açan kadının gözlerinde, yıllardır taşıdığı bir yük vardı.“Kim olduğunuzu biliyorum,” dedi yumuşak bir sesle.“Sizi bekliyordum. Kemal’in ne sakladığını bilmeniz gerekiyor.”Babaannem elini göğsüne, tam da evlilik yüzüğünün üzerine koydu.



“Ne diyorsun sen?” diye sordu.Ve o an…Bildiklerini sandığımız her şey değişmek üzereydi.Elimi babaannemin omzuna koydum. Parmaklarımın altında titrediğini hissediyordum ama geri adım atmadı. Kapıdaki kadın kenara çekildi.“Lütfen,” dedi. “İçeri gelin.”Evin içi şaşırtıcı derecede sade ama düzenliydi. Duvarlarda eski fotoğraflar, raflarda solmuş çerçeveler vardı. Babaannemin gözü bir fotoğrafa takıldı. Dedem Kemal… ama daha gençti. Yanında bu kadın vardı. İkisi de gülümsüyordu.Babaannemin nefesi kesildi.“Bu… ne demek oluyor?” diye sordu, sesi ilk kez gerçekten çatladı.Kadın derin bir nefes aldı. “Adım Leyla,” dedi. “Ve Kemal… hayatımda tanıdığım en zor, en iyi insandı.”Babaannem sandalyeye oturdu. Ben de yanına çömeldim. Odadaki hava ağırlaştı, sanki yılların sessizliği tek bir ana sıkışmıştı.“Gençken,” diye başladı Leyla, “Kemal’le aynı mahallede büyüdük. İlk aşkımdı. Birlikte kaçmayı bile planladık. Ama sonra… bir hata yaptım.”Sesi titredi.



“Başka biriyle evlendim. Mantıkla. Güvenle. Ailem istedi diye. Kemal’e bir mektup bile yazamadım. Onu terk ettim.”Babaannem gözlerini kapadı. Yüzünde öfke yoktu. Sadece derin bir acı.“Yıllar sonra,” diye devam etti Leyla, “eşim öldü. Ben de gerçeği söyledim. Kemal’e gittim. Onu tekrar görmek istedim. Ama o artık evliydi. Seninle.”



Babaannem başını kaldırdı. “Peki neden buradayız?” dedi. “Bunu bilmem neyi değiştiriyor?”Leyla ayağa kalktı, bir çekmeceyi açtı ve kalın bir dosya çıkardı.“Çünkü Kemal sana sadece geçmişini değil… yaptığını da anlatmak istedi.”Dosyadan bir sürü mektup çıktı. Hepsi dedemin el yazısıyla yazılmıştı.“Benim çocuğum oldu,” dedi Leyla fısıltıyla. “Kemal’den.”O an zaman durdu.Babaannem donup kaldı. Ben kalbimin atışını kulaklarımda hissediyordum.“Hamile olduğumu ona hiç söylemedim,” dedi Leyla. “Yıllar sonra öğrendi. O gün… her şey değişti.”Babaannem ellerini dizlerine bastırdı. “Devam et,” dedi. “Lütfen.”



“Çocuğu gördü,” dedi Leyla. “Ama ortaya çıkamazdı. Senin hayatını yıkamazdı. Bu yüzden gizlice destek oldu. Okul masrafları, sağlık… Her şey.”



“Ve çiçekler?” diye fısıldadı babaannem.Leyla ağladı. “Her cumartesi buraya da gelirdi. Aynı çiçeklerden alırdı. ‘Bu benim kefaretim,’ derdi. ‘İki hayatı da onaramam ama sevgimi eksik etmem.’”O an anladım. Çiçekler bir alışkanlık değil, bir sözleşmeydi. Sadakatin değil… sorumluluğun sembolüydü.



“Beni neden şimdi çağırdı?” dedi babaannem.Leyla dosyadan son bir zarf çıkardı. Üzerinde yine aynı el yazısı vardı: Emine.“Bunu yalnız okumanı istedi,” dedi.



Ben dışarı çıktım. Bahçede rüzgâr yaprakları savuruyordu. Dakikalar saat gibi geçti.Kapı açıldığında babaannemin gözleri kıpkırmızıydı ama yüzü garip bir şekilde sakindi.“Gidelim,” dedi.Arabada sessizlik vardı. Sonunda dayanamadım devamı icin digr syfya gecinz...