Adım Nalan, 54 yaşındayım
Adım Nalan, 54 yaşındayım
"Neler oluyor benim bahçemde?" diye bağırdım dehşet içinde, sesim sokağın sessizliğini yırtarak. "Kocam nerede? O neden şu an yanımda değil?"
"Eşiniz dün gece siz uyuduktan hemen sonra, arabasına yüklü miktarda nakit parayla binip şehirden kaçmaya çalışırken otoyol kontrol noktasında yakalandı," dedi memur, sesindeki o profesyonel mesafeyi korumaya çalışarak. "Nalan Hanım, o hırsız kadın, bilekliği bir tesadüf eseri bulmamış. Eşiniz, o kadını bizzat kiralamış. Kendi kızı gibi giyinmesini, o bilekliği sizin her pazar gittiğiniz o bit pazarındaki o tezgaha satmasını ve sizin onu bulmanızı planlamış."
Duyduklarım zihnimde yankılanıyor ama hiçbir mantıklı yere oturmuyordu. Dünyam etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. "Neden?" diye haykırdım. "Kendi kızının bilekliğini neden bana bu şekilde buldurmak istesin? Bu ne biçim bir sapkınlık?"
"Çünkü," diye araya girdi kapının kenarında duran sivil polis, yüzünde karanlık, ağır bir ifadeyle. "Eşiniz köşeye sıkışmıştı. Arka bahçenizdeki su tesisatının değişimi için belediyeden iki gün önce kazı izni kâğıdı gelmişti, hatırlıyor musunuz? Bahçenin tam o kısmının kazılacağını biliyordu. Eğer toprağın altındaki gerçekler ortaya çıkarsa, Nehir'in aslında o gün hiç evden çıkmadığı, işe gitmediği anlaşılacaktı. Sizin dikkatinizi başka yöne çekmesi, Nehir'in hayatta olduğuna ve başka bir şehirde kendi rızasıyla dolaştığına dair sahte bir umut yaratması gerekiyordu. Dün bilekliği bulup heyecanla eve geldiğinizde, size bağırıp o defteri kapatmanızı söylerken aslında çok büyük bir korku ve panik yaşıyordu."
Zihnim, yıllarca yanımda uyuyan, kızıma sarılan, benimle birlikte onun arkasından gözyaşı döken o adama dair tüm anıları saniyeler içinde paramparça ediyordu. On yıl... On koca yıl boyunca katiliyle aynı sofraya oturmuş, aynı çatıyı paylaşmıştım. Nehir o sabah işe gitmek için evden çıkmamıştı. O sabah babasıyla mutfakta yaşadığı o şiddetli tartışma, duyduğum ama kocamın "Önemli bir şey yok, sadece harçlık için ergenlik krizleri" diyerek geçiştirdiği o an... Sonrasında kocamın bütün gün bahçede güya çiçek ekmek için uğraşması... Her şey zihnimde korkunç, mide bulandırıcı bir netlikle yerine oturuyordu.
O sırada arka bahçeden tiz bir düdük sesi yükseldi. Adli tıp uzmanlarından biri doğrulup kapıdaki amirine doğru başını salladı. O ağır, sessiz onay işareti her şeyi açıklıyordu. Bulmuşlardı. On yıldır her gece penceremden bakıp suladığım, Nehir'in en sevdiği çiçekler olan o kırmızı sardunyaların altında yatan gerçeği nihayet gün yüzüne çıkarmışlardı.
Dizlerimin bağı tamamen çözüldü. Soğuk verandaya yığılırken dünyam başıma yıkılıyordu ama polislerden biri beni kollarından tutup düşmemi engelledi. Gözyaşlarım artık bir şelale gibi akıyor, içimden kopan feryatlar boğazımı yırtıyordu. İçimdeki o on yıllık devasa, belirsiz boşluk, yerini tarifsiz bir acıya ama aynı zamanda kan dondurucu bir kesinliğe bırakmıştı.
Yıllarca herkes bana delirdiğimi, gerçeği kabullenip hayatıma devam etmem gerektiğini söylemişti. Ama bir annenin kalbi asla yalan söylemezdi. Kızımın beni bırakıp gitmediğini hep biliyordum; sadece sesini duyuramayacak kadar yakınıma, kendi evimin bahçesine, bizzat en güvendiği insan tarafından hapsedildiğini görememiştim. Kocamın kendi suçunu örtmek için kurduğu o iğrenç plan, aslında kendi sonunu hazırlamıştı. Nehir, on yıl sonra bile o altın bilekliğin ışıltısıyla bana gerçeğin yolunu göstermiş, kendi katilini kendi elleriyle o soğuk toprağın altından çekip çıkarmıştı.
Artık bekleyiş bitmişti.
Karanlık sırlar aydınlanmış, hayatımın en uzun on yılı o sabah bahçemde sona ermişti. Kızım nihayet evine, bana dönmüştü ama asıl yasım, hayatımın geri kalanında taşıyacağım bu ağır gerçekle henüz yeni başlıyordu.
