Doğum Odasında Şok Eden
Anne olmaya, tutunacak tek dalım olan yeni doğan oğlumla birlikte yapayalnız olduğuma inanarak adım atmıştım. Hastaneden ayrıldığımda ise hikâyemin sandığımdan çok daha karmaşık ve beklediğimden çok daha az yalnız olduğunu fark ettim.
On iki saatlik doğum sancısını tek başıma atlatmıştım.
Ne elimi tutan bir koca vardı ne de bekleme salonunda bir ileri bir geri yürüyen bir anne... Sadece makinelerin düzenli bip sesleri, beni kontrol eden hemşire ve aylardır tanışmayı beklediğim küçük oğlum vardı.
O neşe yumağını koruyacağıma söz vermiştim.
Eşimin gelip gelmediğini soran hemşire Tülay’a, "Birazdan burada olur," diyerek yalan söyledim ve gülümsedim. Kocamın yokluğunu örtbas etme konusunda artık ustalaşmıştım.
Mert, yıllar önce vefat eden annemin aksine, beni yedi ay önce terk etmişti. Hamile olduğumu söylediğim gece çekip gitmişti.
"Senin çocuğunu büyütmek istemiyorum," demişti araba anahtarlarını alırken. "Ben eğlenmek, gezmek, arkadaşlarımla takılmak istiyorum. Neden kendimi bağırıp çağıran bir velet için eve bağlayayım ki?"
Sonra öylece gitti.
Daha sonra, oturduğumuz evin kirasını tek başıma ödeyemediğim için Ayşe Hanım’ın evinin arkasındaki küçük bir odayı kiraladım, lokantada çift vardiya çalıştım ve parayı normalden daha uzun süre idare etmeyi öğrendim.
Bebek kıyafetlerini ikinci el aldım, kira günü geldiğinde öğün atladım. İnsanlara Mert’in işlerinin yoğun olduğunu söyledim; çünkü gerçeği yüksek sesle dile getirmek, onu fazla gerçek kılıyordu.
Dün saat 15:17’de oğlum çığlıklar atarak doğdu. Güçlüydü, sağlıklıydı ve tek kelimeyle kusursuzdu.
Adını Umut koydum.
Tülay onu ilk kez göğsüme yatırdığında, ödenmemiş faturaları, yalnız geceleri ve Mert’in sözlerinin kafamda yankılanıp durmasını unuttum. Aylar sonra ilk kez nefes alabildiğimi hissettim.
Tülay odadan çıktı, ardından Doktor Kenan Bey yaklaştı. Önce sakin bir gülümsemeyle Umut’un üzerine eğildi. Sonra gülümsemesi soldu ve tüm vücudu kaskatı kesildi.
Gözlerinin oğlumun yüzünde gezindiğini, sonra gözlerinde durduğunu izledim. Gözlerinden biri koyu kahverengi, diğeri ise gri-maviydi.
Doktor Kenan’ın beti benzi attı. Gözleri yaşlarla doldu.
"Bir sorun mu var?" diye fısıldadım.
Doktor güçlükle yutkundu.
"Babası nerede?"
"Burada değil."
"Adı ne?" Doktorun sesi titriyordu.
Bakışlarındaki bir şey kanımın donmasına neden oldu.
Soyadını söylemeden önce, "Mert," dedim.
Sessizlik. Sonra Doktor Kenan’ın yanağından bir damla yaşın süzüldüğünü fark ettim.
Sanki bir şey nefesini kesmiş gibi yatağımın yanındaki sandalyeye çöktü.
"Bilmen gereken bir şey var," dedi doktor.
Ama sözünü bitiremeden, doğumhanenin kapısı ardına kadar açıldı!
İçeriye, üzerinde hâlâ bir fast-food restoranı üniforması olan, saçları işten apar topar gelmiş gibi arkadan toplanmış bir kadın daldığında damarlarımdaki kan buza kesti. Tişörtündeki logoyu tanıdım; hastanenin giriş katındaki hamburgerciye aitti.
Odanın içinde durdu, nefes nefeseydi.
"Özür dilerim... Birinin iki farklı göz rengi olan bir bebeğin doğduğunu söylediğini duydum. Görmem gerekiyordu..."
Doktor Kenan donup kaldı.
"Leyla?" dedi.
devamı sonraki sayfada...