Yıllarca anne olmayı hayal ettim
“Ne demek istiyorsun?”
“Babam, annemin sana güvendiğini, bütün mal varlığını sana bırakmayı düşündüğünü öğrenmiş. O yüzden tartışmışlar. Kazadan önceki gece! Ya annem sana her şeyi bırakmak istiyorduysa? Ya babam bu yüzden gitti?”
O an anladım. Zeynep, eski bir dosyayı karıştırırken Elif’in vasiyet taslağını bulmuş olmalıydı. Elif gerçekten de bir şey olursa çocukların birlikte büyümesini istediğini yazmıştı. Ama bu, kazayla bağlantılı değildi.
Efe’nin gözleri öfke ve acıyla doluydu.
“Beni aldın çünkü mecburdun. Çünkü annem öyle istedi!”
Yavaşça yanına yürüdüm.
“Hayır,” dedim titreyerek. “Seni aldım çünkü seni bırakmaya kalbim dayanmazdı.”
Çekmeceden yıllardır sakladığım zarfı çıkardım. Elif’in bana yazdığı son mektuptu. Kazadan bir hafta önce vermişti. “Doğum gününde aç” demişti ama fırsat olmamıştı.
Mektubu Efe’ye uzattım.
Ellerim titrerken okumaya başladı.
“Eğer bir gün ben olmazsam, Efe’yi senden başka kimseye emanet etmem. Çünkü sen sadece teyze değilsin. Sen onun ikinci annesisin…”
Efe’nin sesi kırıldı. Satırları okumakta zorlandı.
Mektubun sonunda Elif şunu yazmıştı:
“Çocuklarımız birlikte büyüsün. Birbirlerini kaybetmesinler. Çünkü aile kan bağı değil, kalp bağıdır.”
Efe dizlerinin üzerine çöktü.
“Babam neden gitti o zaman?” diye fısıldadı.
“Çünkü acıyla baş edemedi,” dedim. “Ama ben kaçmadım. Ben kaldım.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra başını göğsüme yasladı. On sekiz yaşında bir genç değil, annesini yeni kaybetmiş altı aylık bir bebek gibiydi.
“O gün seni seçtim Efe,” dedim. “Mecbur olduğum için değil. Seni sevdiğim için.”
O gece evden kimse gitmedi.
Ertesi sabah kahvaltı masasında üçümüz birlikteydik. Gözlerimiz şişti ama içimiz hafiflemişti. Gerçek bazen acıtır, ama saklandığında daha çok yaralar.
Ben Efe’yi doğurmadım.
Ama o beni anne yaptı.
Ve o gün anladım ki insanı aile yapan şey aynı kandan gelmek değil, aynı acıyı ve sevgiyi paylaşabilmektir.