Selin duyduklarının şokuyla nefesini tuttu

Kaan’ın parmakları Leyla’nın şah damarına dokundu. O an odadaki zaman durmuş gibiydi. Selin nefes bile almıyordu.

“Sadece… ilaçların etkisi,” dedi Selin, sesinin titremesini gizlemeye çalışarak. “Vücut direnç gösteriyor.”

Kaan soğuk bir gülümsemeyle geri çekildi. “Güzel. Dirensin ki, her şeyin gidişini izleyecek kadar vakti olsun.” Cebinden gümüş bir çakmak çıkarıp parmaklarında çevirmeye başladı. “Yarın sabah erkenden avukatla geleceğim. O zamana kadar uyumaya devam etsin.”

Kaan odadan çıktığında, Selin olduğu yere yığılacaktı. Ama Leyla gözlerini tekrar açmıştı. Bu kez bakışları çok daha sertti.

“Vaktimiz daralıyor,” dedi Leyla. “Selin, şimdi çekmecedeki çantamdan o eski deri cüzdanı çıkar. İçindeki astarın altında küçük, metal bir anahtar var. O anahtar, Kadıköy’deki eski bir kütüphanede, adıma kayıtlı olan gizli bir kasanın anahtarı.”

Selin denileni yaptı. Anahtarı eline aldığında soğuk metal parmaklarını yaktı.

“O kasada ne var?” diye fısıldadı Selin.

Leyla’nın cevabı, sessiz odayı bir bıçak gibi kesti:

“Kaan’ın on yıl önce adını değiştirmeden önceki hayatı. Onun gerçekte kim olduğunu, Antalya’daki o karanlık gecede aslında kimin canını yaktığını kanıtlayan belgeler. O sadece benim paramın peşinde değil Selin… O, geçmişinin mezarını benim üzerime kapatmaya çalışıyor.”

Leyla, Selin’in gözlerinin içine baktı.

“Şimdi git ve o kasayı aç. Ama dikkatli ol. Kaan’ın adamları sadece hastane kapısında beklemiyor; onlar her yerdeler. Eğer bu gece o belgeler elime geçmezse, yarın sabah Kaan sadece servetime değil, özgürlüğüme de sahip olacak.”

Selin kapıya yöneldiğinde Leyla son bir şey ekledi:

“Ve Selin… Eğer sana bir şey olursa, Mersin’deki kardeşinin üniversite masraflarının kim tarafından ödendiğini hatırla. Ben her şeyi biliyorum. Dostumu da, düşmanımı da.”Selin duraksadı, arkasına bakmadan odadan çıktı. Hastane koridorunun karanlığında ilerlerken, arkasından gelen ayak seslerini duyabiliyordu. Takip ediliyordu.