Ninemin küpeleri
Gecenin sonunda Deniz Hanım'ın bir planı vardı. Bankaya zorluk başvurusu yapacak, yüksek faizli borcun şartlarına itiraz edecek ve hastane muhasebesini mükerrer ücretleri incelemeye zorlayacaktı. Vedat en acil tutar için çeki yazdı. Çeke baktım ve "Size geri ödeyeceğim," dedim. Sonraki birkaç hafta çok zordu. Omuz silkti. "Hayat izin verdiğinde ödersin. Şimdilik git ve çocuklarını doyur." Sonraki birkaç hafta zordu ama farklıydı. Güçlüydü. Hareketliydi. Deniz aradı. Vedat aradı.
Çocuklar uyuduktan sonra mutfak masasında formlar doldurdum. Vedat beni, muhasebe ofisinde haftada üç gün yardıma ihtiyacı olan tanıdığı bir kadınla tanıştırdı. "Çok havalı bir iş değil," dedi. "Aile yadigârı takılarımı satmak üzereydim. Havalı olma defterini çoktan kapattım." En düşük nokta bir Perşembe gecesiydi. Gülümsedi. "Güzel. Oraya hemen uyum sağlarsın." En düşük nokta bir Perşembe gecesi, bankanın artık kesin görünen o meşum mektubu göndermesiyle geldi; ellerim hissizleşti. Kapanıştan sonra dükkana götürdüm ve "Artık yapamıyorum," dedim. Vedat çalışma masasından başını kaldırdı. "Otur." "Her şeyi kaybetmeye tek bir telefon uzaklıkta olmaktan çok yoruldum," dedim. "Çocuklarım fark etmiyormuş gibi yapmaktan yoruldum. Arkamda kimse olmadığı için güçlü görünmeye çalışmaktan yoruldum." "Beklenen hayatı yaşadığını söylemişti." Vedat elindeki küçük tornavidayı bıraktı. Sonra dedi ki: "Ninen evlendikten sonra buraya bir kez daha gelmişti. Ağladığını söylemiş miydim?" Başımı hayır anlamında salladım. "Ağladı. Tam şurada. Kendisinden beklenen hayatı kurduğunu ve bunun bir hayat olmadığını söyledi; ama zor bir şey öğrenmişti. İnsanlar bunu tek başına yapmaya zorlandığında, hayatta kalma mücadelesi bir zulme dönüşür." Yüzümü sildim. "Aynı ona benziyor."
Ertesi sabah Deniz'in gönderdiği her formu imzaladım. Başını salladı. "Bana söz verdirdi; eğer kendisininkilerden biri başı dertte gelirse, gururunun onu geri göndermesine izin vermeyeceğime dair." Sonra ekledi: "Yardıma ihtiyaç duyman bir karakter zayıflığı değildir." Bu cümle içimde bir şeyleri kırdı ve rahatlattı. Ertesi sabah Deniz'in gönderdiği her formu imzaladım. İnsanlar işlerin nasıl gittiğini sorduğunda gerçeği yumuşatmayı bıraktım. Büyük iki çocuğuma, "Para durumumuz kısıtlı, kardeşiniz hâlâ hasta ve bazen korkuyorum ama bunu hallediyoruz. Biz bir ekibiz," dedim. En büyüğüm başını salladı ve "Evi kaybediyor muyuz?" diye sordu. Bu bir mucize değildi. Hâlâ param yoktu. "Elimden gelirse hayır," dedim. Bir hafta sonra Deniz aradı ve "Haciz işlemi inceleme süresince durduruldu," dedi. Mutfak zeminine çöktüm. İki gün sonra hastane birkaç ücreti sildi. Bir hafta sonra yardım başvurusu kabul edildi. Bir mucize değildi. Hâlâ parasızdım. Hâlâ yorgundum. Oğlum hâlâ tedavi görüyordu. Ama ev bizim kalmıştı. Bazen onunla oturur, bana ninemin eski fotoğraflarını göstermesini izlerdim. Birkaç ay sonra durumlar daha dengeliydi.
Çalışıyordum. Çocuklar yeniden daha sık gülüyordu. Kırmızı mühürlü ihbarnameler kesilmişti. Bir Cumartesi günü Vedat'ın dükkanına kahve ve bir paket çörek ile gittim. Başını kaldırdı ve "Bir şey mi satmaya geldin?" dedi. "Sadece minnetimi, ki dürüst olmak gerekirse çok para eder." Güldü. Bazen onunla oturur, bana ninemin eski fotoğraflarını göstermesini izlerdim. Onu trajik bir kayıp aşk hikâyesine dönüştürmek için değil. Sadece onun daha fazla yönünü görebilmek için. Hiçbirimizin bilmediği koca bölümleri varmış meğer. Bu onu daha az değil, daha çok sevmemi sağladı. Bunlar günün birinde sana sahip çıkar. Çocuklarım Vedat'a bayılıyordu. Kızımın saatini ücretsiz tamir etti, ortanca oğluma sahte gümüşü nasıl ayırt edeceğini öğretti ve en küçüğüme "şans getirsin diye" eski bir yabancı madeni para verdi. Bir gece çocuklar uyuduktan sonra o kadife kutuyu tekrar açtım. Küpeler mutfak ışığında parlıyordu. Başparmağımı klipsin üzerindeki o küçük damgalı V harfinin üzerinde gezdirdim ve zihnimde ninemin sesini duydum. Bunlar günün birinde sana sahip çıkar. Uzun zamandır ilk kez hayat tarafından köşeye sıkıştırılmış hissetmiyordum. Eskiden altını kastettiğini sanırdım. Öyle değilmiş. Özenle bir kenara koyulmuş sevgiyi kastetmiş. Bekleyen sevgiyi. İlgili herkesin hatırlayamayacak kadar yaşlanmış olması gerektiği zamanlarda bile sözünü tutan sevgiyi. Uzun zamandır ilk kez kendimi köşeye sıkışmış hissetmiyordum. Kendimi güvende hissediyordum.