Kayınpederim kocam vefat edince

Kocam Murat’ın kırkı henüz çıkmıştı. Evin içindeki o ağır sessizlik, duvarlara sinmiş hüzün kokusuyla birleşince nefes almak bile güçleşiyordu. İki küçük evladım, babalarının boşluğunu henüz idrak edememiş, mahzun gözlerle kapıya bakıyorlardı. Ancak yas tutmamıza bile izin verilmedi. Kayınpederim Selim Bey, Murat’ın toprağı kurumadan kapımıza dayandı. Elinde salladığı o sarı zarfla, merhametin uğramadığı o buz gibi sesiyle haykırdı: "Bu ev benim üstüme! Murat öldü, artık burada sığıntı gibi kalamazsınız. Ya benim dediğim o adamla, ortağım Rıza ile evlenirsin ya da bu gece iki yetiminle sokakta kalırsın!" Beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Rıza denilen adam, Selim Bey’in karanlık işlerindeki suç ortağı, yaşı yetmişe merdiven dayamış, bakışları kirli bir adamdı. Selim Bey’in derdi beni evlendirmek değil, Murat’ın gizli tasarruflarına ve bu evin değerli arazisine tamamen çökmekti. Beni zayıf, çaresiz ve köşeye sıkışmış bir av sanıyordu. Ama bilmediği bir şey vardı: Murat, babasının ne mal olduğunu çok iyi biliyordu ve gitmeden önce bana sadece bir anahtar değil, bir zırh bırakmıştı. "Tamam," dedim, gözyaşlarımı içime akıtarak. "Şartını kabul ediyorum. Ama bir şartla; bu akşam Rıza Bey’i de al gel, büyük bir yemek yiyelim. Komşular, akrabalar da görsün senin ne kadar 'hayırlı' bir baba olduğunu." Selim Bey’in gözlerinde zafer kazanmış bir sırtlanın parıltısı belirdi. İstediğini elde ettiğini sanıyordu. Oysa o akşam, onun hayatı boyunca unutamayacağı bir "ders" gecesi olacaktı. Onlar gelmeden önce Murat’ın çalışma odasındaki gizli bölmeyi açtım. Murat bir avukattı ve babasının şirketindeki usulsüzlükleri, vergi kaçakçılığını ve yıllar önce annesinin mirasını nasıl gasp ettiğini tek tek belgelemişti. "Eğer bir gün bana bir şey olursa ve babam sana dişini geçirirse, bu dosyayı aç," demişti. O dosya şimdi elimde bir kılıç gibi duruyordu. Akşam saatlerinde Selim Bey, yanında göbeğini kaşıyan Rıza ve birkaç "şahit" ile kapıda belirdi. Yüzünde küstah bir gülümseme vardı. Masaya oturduklarında, Selim Bey tapuyu masaya vurdu: "Önce imzalar atılacak, sonra yemek yenecek!" dedi...

devamı sonraki sayfada...