İkizlerin Babasıyla Tanışması

İKİZ OĞULLARIMI TEK BAŞIMA BÜYÜTTÜM — AMA 16 YAŞINA GELDİKLERİNDE, KOLEJ PROGRAMINDAN EVE DÖNDÜLER VE BENİMLE ARTIK HİÇBİR ŞEY YAPMAK İSTEMEDİKLERİNİ SÖYLEDİLER.

Leyla’nın ikiz oğulları okul programından eve dönüp onu bir daha asla görmek istemediklerini söylediklerinde, kadının bugüne kadar feda ettiği her şey sarsılır. Ancak babalarının aniden ortaya çıkışıyla ilgili gerçekler, Leyla’yı bir seçim yapmaya zorlar: Ya geçmişini koruyacak ya da ailesinin geleceği için savaşacaktır.
 

17 yaşındayım hamile kaldığımda hissettiğim ilk şey korku değil, utançtı. Bebeklerden dolayı değildi bu; henüz isimlerini bile bilmeden onları sevmeye başlamıştım zaten. Kendimi nasıl görünmez kılacağımı öğrenmeye başladığım içindi bu utanç.

Koridorlarda ve sınıflarda nasıl daha az yer kaplayacağımı, karnımı yemekhane tepsilerinin arkasına nasıl saklayacağımı öğreniyordum. Vücudum değişirken nasıl gülümseyeceğimi öğreniyordum; o sırada etrafımdaki kızlar mezuniyet elbiseleri bakıyor, pürüzsüz ciltli ve gelecek kaygısı olmayan çocuklarla öpüşüyorlardı.
 

Onlar okul şenlikleri hakkında paylaşımlar yaparken, ben üçüncü ders saatinde krakerlerle mide bulantımı nasıl bastıracağımı öğreniyordum. Onlar üniversite başvuruları için endişelenirken, ben şişen ayak bileklerime bakıyor ve mezun olup olamayacağımı merak ediyordum.

Benim dünyam süslü ışıklar ve balolarla dolu değildi; dünyam lateks eldivenler, sosyal yardım formları ve sesi iyice kısılmış loş muayene odalarındaki ultrason görüntülerinden ibaretti.

Emir beni sevdiğini söylemişti.

Tam bir "altın çocuktu": Okul takımının yıldızı, kusursuz dişler ve öğretmenlerin geç getirdiği ödevlerini affetmesini sağlayan bir gülümseme... Ders aralarında boynumdan öper ve ruh eşi olduğumuzu söylerdi.

Ona hamile olduğumu söylediğimde, eski sinemanın arkasında park halindeydik. Önce gözleri fal taşı gibi açıldı, sonra doldu. Beni kendine çekti, saçlarımın kokusunu içine çekti ve gülümsedi.
 

"Bir yolunu bulacağız Leyla," dedi. "Seni seviyorum. Ve artık... biz kendi ailemiziz. Her adımda yanında olacağım."

Ama ertesi sabah, gitmişti.

Ne bir arama, ne bir not... Evine gittiğimde ise cevap yoktu. Sadece kapıda duran, kollarını kavuşturmuş, dudaklarını sımsıkı bir çizgi haline getirmiş olan Emir’in annesi vardı.

"Burada değil Leyla," dedi düz bir sesle. "Üzgünüm."

Garaj yolunda park etmiş arabaya öylece bakakaldığımı hatırlıyorum.

"Geri... gelecek mi?"

"Batıdaki akrabalarımızın yanına gitti," dedi ve nerede olduğunu sormama ya da bir numara istememe izin vermeden kapıyı yüzüme kapattı.

Emir beni her yerden engellemişti. Şoku henüz atlatamamıştım ki, ondan bir daha asla haber alamayacağımı anladım.

Ancak o ultrason odasının karanlık parıltısında onları gördüm. Yan yana iki küçük kalp atışı — sanki el ele tutuşuyorlarmış gibi. Ve içimde bir şeyler yerine oturdu; sanki başka kimse gelmese bile ben orada olacaktım. Olmak zorundaydım.

Annem ve babam hamile olduğumu öğrendiklerinde hiç memnun kalmadılar. İkizlerim olacağını söylediğimde daha da utandılar. Ama annem ultrason görüntüsünü görünce ağladı ve bana tam destek vereceğine söz verdi.

Çocuklar doğduğunda feryat figan, sıcacık ve kusursuzdular. Önce Mert, sonra Can — ya da tam tersiydi, hatırlayamayacak kadar yorgundum.

devamı sonraki sayfada...