FAKİR KAYINPEDERİME 12 YIL BAKTIM
İyiliklerin katlanarak geri döndüğünü söylerler. Ancak on iki yıl boyunca aralıksız ördek taşıyıp, gecenin üçünde eczanelere koştuğunuzda ve yavaş yavaş kendi hayatınızı unuttuğunuzda, mucizelere inanmak pek kolay olmuyor. Kayınpederim Samuel sessiz ve nazik bir adamdı ama hayat ona hiç acımamıştı. Ne düzgün bir emekli maaşı ne de “kara gün” için bir kenara atılmış parası vardı; görünen o ki, dikili bir ağacı bile yoktu.
Eşimle onu yanımıza aldık çünkü gidecek başka hiçbir yeri yoktu. Başlangıçta her şeyi büyük bir istekle yapıyordum: Kendimi iyi bir gelin olduğuma, bunun hem insani hem de vicdani görevim olduğuna ikna etmiştim. Fakat yıllar geçtikçe hayatım; bitmek bilmeyen tıbbi prosedürlerin, yemek yedirmelerin ve ağır ilaç kokularının döngüsüne dönüştü.
Artık tükenmiştim. Samuel sonunda hayata gözlerini yumduğunda, içimde tuhaf bir rahatlama ve sızlatan bir suçluluk duygusu hissettim. Miras kalmayacağını biliyordum ve hayatımdaki bu zorlu sayfayı kapatmaya hazırlanıyordum. Ancak hayatının son dakikaları her şeyi değiştirdi. Yaşlı adam beni yatağının yanına çağırdı; elleri titriyordu, sesi neredeyse tamamen kesilmişti ama bakışları hala çok keskindi. Bana eski, gri ve dikişlerinden sökülmek üzere olan bir yastık uzattı.
— Bu senin için… her şey için… — diye fısıldadı ve bunlar son sözleri oldu.
Boğazımda bir düğümle bu tuhaf hediyeyi kabul ettim. O an içimde acıma duygusu ile buruk bir kırgınlık savaşıyordu: Gençliğimin ve sadakatimin on iki yılı, gerçekten bu tozlu ve kirli bez parçasına mı değer görülmüştü? Haberin devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz…