Anneannemin yüzüğü

Taş ışığı yakaladı. Çok parlaktı. Çok temizdi. Yanlıştı. Annem bakakaldı. Rasim keskin bir kahkaha attı. “Cenazede cebindeydi.” Lale tısladı: “Birinin çalmasını istemedim!” “Kendini rezil ettin.” “Ve bu? Şuna bakın. Bu hasta bir şey.” Elinden aldım. “Bu sadece bir ayna.” “Beni küçük düşürüyor!” “Kendini kendin küçük düşürdün, Lale,” dedi annem. Kâğıtların altında başka bir zarf vardı. Lale döndü. “Tabii böyle dersin. Benden hep nefret ettin.” Annem gözünü bile kırpmadı. “Nefret etmiyorum. Yoruldum.” Kutunun içine tekrar baktım. Kâğıtların altında kalın, mühürlü başka bir zarf vardı. Üzerinde yazıyordu: AYŞE İÇİN — HERKESİN ÖNÜNDE AÇ “Büyükanne biliyordu.” Lale hamle yaptı. Zarfı geri çektim. “Ver! Hepimiz için olabilir!” diye bağırdı. Kapağını herkese gösterdim. Onun dışında biri açarsa, söylediğimi kanıtlamış olursunuz. Rasim alçak bir ıslık çaldı. “Büyükanne biliyordu.” Aileme baktım. Büyükannemin bana bıraktığı sorumluluğun ağırlığını tamamen hissediyordum. Ellerim soğuktu. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Sonunda zarfı açtım. T
ek sayfa. Sıkıca katlanmış bir banka dekontu. Açtım. Yüksek sesle okudum çünkü büyükannem tanıklar istemişti. “Ayşe. Yapılması gerekeni yapacağına güvendiğim tek kişi sensin.” Lale alay etti. “Ah lütfen.” Devam ettim. “Cenaze masraflarım ve dedenizin mezar taşı temizliği için küçük bir hesap ayırdım.
Bu bir miras değil. Bir sorumluluk.” “Şaka mı bu?” Bakiyeyi gördüm. Çok büyük değildi ama sorun çıkarmaya yetecek kadardı. Lale’nin gözleri kilitlendi. “Bu para.” Rasim sertleşti. “Başlama.” Sonraki satırı okudum. “Lale bunu bir ödüle çevirmeye çalışacak. Ağlayacak. Tehdit edecek. Sözler verecek. Ona verme.” “Şaka mı bu?” diye bağırdı Lale. Annem ona susmasını söyledi. Lale anneme baktı. “Onun tarafını mı tutuyorsun?” Annemin sesi kırıldı. “Annemin tarafını tutuyorum.” Lale sustu. Devam ettim. “24 saat içinde, pazar akşam yemeğinde, iki mektubu da yüksek sesle okuyacaksın. Utandırmak için değil, bu aileden huzuru çalan yalanları durdurmak için.” Lale parmağını bana doğrulttu. “Bunu yapacak mısın? Beni yargılayacak mısın?” Lale bağırdı: “Anlamıyorsunuz!” “Anlıyoruz,” dedi Rasim. “Sadece sessizdik.” Son kısmı okudum. “Cenaze hesabını bankaya götür. Annenin adına açtır. İki imza gereksin — sen ve annen. Lale’nin erişimi olmayacak.” Mektubu kaldırdım. Lale hamle yaptı ama Rasim yolunu kapattı. Lale’nin sesi tatlılaştı. “Ayşe, canım. Gel yalnız konuşalım.” “Hayır.” Lale gözlerimin içine baktı. “Lütfen. Bunu yapma. Aileyi parçalayacaksın.” “Büyükanne bunu yıllardır sen parçaladığın için yazdı,” dedim.
Lale çantasını kaptı. “Güzel. Küçük yemeğinizi yapın. Mektuplarınızı okuyun. Ben gelmiyorum.” Ayağa kalktım. “Evet geliyorsun.” “Ne?” “Gelip dinleyebilirsin,” dedim, “ya da sensiz okurum ve senin versiyonun hiç var olmaz.” Dudakları titredi. “Yapmazsın.” “Yaparım,” dedim. Gözlerinde korku parladı. Suçluluk değil — görülme korkusu. Kapıyı çarpıp çıktı. Sessizlik çöktü. Annem kanepeye çöktü. “Senin için elmasını satmış.” Rasim makbuza baktı. “Annem tek kelime etmedi.” Banka dekontunu çantama koydum. “Büyükanne bunu tek başına taşıdı. Artık biz taşımayacağız.” Bankaya gittik. “İki imza,” dedim görevliye. “Ben ve annem. Başka kimse değil.” “Bunu ayarlayabiliriz,” dedi görevli. Akşam annem her zamanki gibi yemek yaptı.
Altıda ev doldu. Kuzenler, dayılar, sessizlikler. Lale 17:58’de geldi. Mahkemeye gelmiş gibiydi. Siyah elbise. Kırmızı gözler. Kusursuz ruj. Kapıda durdu. “Gerçekten bunu mu yapıyoruz?” “Otursana,” dedim. Mektuplarla masanın ucunda durdum. Sesim sakindi. “Büyükannemin bıraktıklarını okuyacağım.” Kimse kıpırdamadı. Lale alay etti. “Hadi. Beni kötü yap.” İlk mektubu okudum. Bakım evi. Yüzük. Rehinci makbuzu. Rehabilitasyon parası. Cam taş. Oda daralmış gibiydi. Lale hızla ayağa kalktı. İkinci mektubu açtım. “Dur,” dedi Lale. “Hayır.” Hesabı, iki imzayı, uyarıyı okudum. Bitince annem derin bir nefes verdi. “Artık seni kurtarmayacağız.” Lale bağırdı. “Demek böyle. Hepiniz benden nefret ediyorsunuz.” Annem sakin konuştu. “Nefret etmiyoruz.” Lale güldü. “Tabii.” Annemin gözleri doldu. “Artık seni kurtarmayacağız.” Lale bağırdı: “Yardıma ihtiyacım vardı! Başka gidecek yerim yoktu. Annemden defalarca özür diledim ama telafi edemedim. Beni affedin!” “Öyleyse gerçeği söyle,” dedim. Masa etrafına baktı. Saklanacak yer yoktu.
Sesi küçüldü. “Yüzüğü ben aldım.” Annem gözlerini kapattı. Sonunda Lale ağlayarak her şeyi anlattı. Annesinin yüzüğü satmak zorunda kalmasından dolayı hayatı boyunca suçluluk hissettiğini… ve yüzüğü görünce annesinden hatıra olarak bir şey istediğini söyledi. Lale anneme son kez baktı. Sonra çıktı. Kapı bu sefer çarpılmadı. Yavaşça kapandı. O gece herkes gittikten sonra Lale’ye bir mesaj attım: “Bu gece gerçeği söyledin. Böyle devam et.” Bu hikâyede sizi durup düşündüren an hangisiydi? Facebook yorumlarında bizimle paylaşın.